|
SON DAKİKA
Nevzat Tandoğan Meydanı'nın İsmi Değişti
Survivor Adasından Kim Elendi? 14…
Survivor Adasında Dokunulmaz Oyununu Kim…
İşte Hükümetin Memur Zammı Teklifi
İşte Garipoğlu ailesiBaşarı öyküsüne önce banka batırma sonra cinayet karıştı
Önce Hayyam Garipoğlunu tanıdık. Meşhur bir işadamı, bir banka sahibiydi. Sonra iki kardeşiyle birlikte kelepçeli olarak gördük fotoğraflarını: Sümerbankın içini boşaltmakla suçlanıyorlardı. Rakı üreticisi olarak kendilerine yeni bir yer edindiler. Aradan 10 yıl bile geçmeden, bu defa bir cinayet öyküsüyle gündeme geldiler. Hayyam Garipoğlunun yeğeni Cem, kız arkadaşını öldürdüğü iddiasıyla aranıyor, annesiyle babası ona yardım etmekle suçlanıyor. Oysa bu ailenin hikayesi kesintisiz bir yükseliş grafiği gibi başlamıştı. Hayyam Garipoğlunun babası, Cem Garipoğlunun dedesi Kasım Garipoğlu, 12 yaşında kimsesiz bir çocuk olarak girdiği hayat mücadelesinde büyük bir başarı elde etmişti.
Soyadı bile, hikayenin başlangıcının ne olduğunu gösteriyordu. Onu ve eşi Sakine Hanımı evlerinde ziyaret ettik. Aranan torunları Cemin adı geçince öfkelerini saklamıyorlar. Bu görüşmede bulunmak için Hayyam Garipoğlu ta Ankaradan babasına refakat etmeye geldi, oğullarından biri de bütün görüşmeyi videokameraya kaydetti. İşte Garipoğlu ailesinin Cezayirden Ceyhana, oradan da İstanbula uzanan hikayesi. Aile efsanesi şöyle başlar: Çoğu Cezayirli askerlerden oluşan Fransız ordusu, 19 Aralık 1918de Adana Ceyhanı işgal ettiğinde, askerlerden biri de mitralyöz çavuşu Cezayirli Muhammeddir. Minareleri görünce çok şaşırır çünkü Müslüman bir memlekettir burası. Müslüman Müslümanı öldürmez der, namluyu havaya doğrultur. Cephanesini tükettiğinde tek kişi ölmemiştir... Muhammed ya da Türkçeye çevrilen haliyle Mehmed ve beş asker arkadaşı, uygun bir zaman kollar. Cephane yüklü iki katır, iki makineli tüfekle birlikte Kuvayı Milliyeci Ali Caf Ağanın çetesine iltihak eder. Fransızlar asker kaçağı olduğu için Muhammedi idama mahkûm eder. Artık Muhammedin Cezayire dönmesi mümkün değildir. Bir kelime Türkçe bilmese bile, Ceyhanı yeni yurdu bilir. Savaş bittiğinde kendisine Tatarlı Köyünde 150 dönüm tarla verilir. Emniyete bekçi yapılır. Adı artık Cezayirli Hacı Mehmet Çavuştur. Aynı yıllarda Bağdatlı Fetiyenin kocası askerdeyken İngiliz ordusu Bağdatı alır. Fetiye, ailesiyle Şama sonra Halepe ve nihayet Ceyhana kaçar. Fetiyeyi tanıyan çete lideri Ali Caf Ağa, Mehmede, Sen Arapsın, Fetiye de Arap. İkinizi evlendirelim der. İkisi de kabul ederler bu teklifi: Nihayet anadillerinde konuşmanın heyecanıyla. 1922de oğulları Kasım doğar. BABASINI TANIMAZ BİLE, ANNESİ 12 YAŞINDAYKEN ÖLÜR Doğduğumda ikiz eşim varmış ama ölmüş diye anlatıyor Kasım Garipoğlu. Babamın ilk çocuğuyum, kardeşim yok. Annesiyle babası, aynı ana dili konuşmaktadır ama bu, bütün bir ömrü bir arada geçirmelerine yetmemiştir. Bir süre sonra ayrılırlar. İkisi de ikinci evliliklerini yapar. Kasım, annesiyle birlikte Konya Ereğlisine gider. Annemi 12 yaşındayken kaybettim. Babamı 1952ye kadar görmedim bile. Yani başımda annem, babam, kimsem yoktu. Sokak çocuğuydum. Ama serseri olmadım... Kasım Garipoğlu, ortaokulu bitirdikten sonra Konya Ereğlideki Sümerbank bez fabrikasında işçilik yapar. Cezayirli kimsesiz Mehmetin oğlu olduğu için alır Garipoğlu soyadını. Ama kısa sürede hırsı sayesinde garip oğlu olmaktan kurtulur. Ankara Hukuk Fakültesini bitirir (ama diplomamı yırtsalar kimseyi dava etmem çünkü sınavdan sınava giderdim okula), 11 yıl hem çalışır hem okur. Hakim olur, Karamana atanır. 1952de de Ceyhana gelip avukatlığa başlar. Sakine Hanımla aynı yıl görücü usulüyle evlenir. Kasım Garipoğlunun iş macerasını herkes bilir: Adananın ilk pamuk tüccarlarından biri oluşunu, çırçır, un, irmik, iplik, maya, kimya fabrikaları kuruşunu. ZİRVEYE ÇIKIŞ VE ORADAN DÜŞÜŞ Bu sırada aile büyümektedir. Üç oğlandan sonra bir de kızı olur. Kasım Garipoğlunun bir takıntısı vardır: Yabancı dil merakı. Çocuk yaşta daha iyi öğreniliyor diye dört çocuğumu da sekiz yaşına geldiklerinde birer buçuk yıllığına Fransaya, İngiltereye gönderdim. 1990lara gelindiğinde, büyük oğlu Hayyam Garipoğlu ön plandadır artık. 1995te Sümerbankı, 1998de POAŞı alır. Fabrikalar kurar, Marmara Birayı üretir. İki kardeşi Nida ve Nizam da onunla çalışmaktadır. Kız kardeşleri Handan Hanım ise Çukurova Tıp Fakültesini bitirip doktor olmuştur. Fakat yükselişi kadar düşüşü de hızlı olacaktır Hayyam Garipoğlunun: Devlet Sümerbanka el koyar, Hayyam, Nida ve Nizam, 18er ay hapis yatar. Babaları Kasım Bey de 8 gün nezarette kalır. Kasım Garipoğlu, 2005te Hürriyet Gazetesi yazarı Vahap Munyara oğlunun ne kadar hırslı olduğunu anlatırken şöyle der: İstanbulu ver, İzmiti de ister. İzmiti ver, Bilecik de benim olsun der. Hep büyüme isteği vardır... 2004te Garipoğlu kardeşler, yeniden bellerini doğrultur. TMSF ile 373.7 milyon dolarlık bir geri ödeme protokolü imzalarlar. Şimdi ellerinde bir rakı fabrikası vardır. Burgaz Rakı, borçları ödemektedir ama rakip firmalar, kayıtdışı üretim yaptığını iddia etmektedir. Yapılan polis baskınları da sık sık gazetelere konu olur: 70lik rakıda 20lik rakı bandrolü olduğu ortaya çıkar mesela... KUŞAKTAN KUŞAĞA YABANCI DİL MERAKI Bu arada torunlar da büyümektedir. Yabancı dil takıntısı ailede devam eder. İlkokul üçe gelen çocuk, kendini bir Avrupa kentinde, yabancı bir ailenin yanında veya bir okulda bulmaktadır. Mehmet Nidanın ikinci oğlu Cem de bunlardan biridir. Sekiz yaşında Fransaya yollanır. Sonra İngiltere, Almanya, Portekiz, İspanya, Rusya, Çin... Bu ülkelerin dillerini öğrenir. Eylül 2007de Bahçeşehir Yıldızlar Kolejine girer. Arkadaşları, okul dışında kötü bir çevre edindiğini, çalıntı araba kullanan gençlerle dostluk kurduğunu söylerler. Ertesi yıl, lise üçüncü sınıfta Cem birden okul değiştirir, Bebek Yeni Yıldız Kolejine geçer. Özel şoförüyle gidip gelmektedir okula. Cem, herhangi bir zengin çocuğundan farksızdır ta ki kız arkadaşı Münevver Karabulutun başı bir gitar çantasında, gövdesi açıkta bir çöp konteynerinde bulununcaya kadar. Spot ışıkları yeniden Garipoğlu ailesinin üstüne çevrilir... ÖMER HAYYAMIN 494 RUBAİSİNİ EZBERE BİLİYOR Kasım Garipoğlunun ilk oğluna Hayyam ismini seçmesi tesadüf değil. Daha 10 yaşındayken tanışmıştır ünlü İranlı şair Ömer Hayyam ile. 1932de bir Hayyam kitabı geçer eline, tam 494 rubaiyi ezberler. O eski püskü kitap bugün de elinin altındadır ve sürekli rubailerden alıntı yapar. Çocuklarına tutumlu olma alışkanlığı aşılayamadığından da şikayet ediyor: Hele Londraya, torunlarımın evine gittiğimde inanamadım. Saydım, tam 34 çift ayakkabı vardı. Tabanlarına baktım, hepsi birbirinden yeniydi... Haber Kaynağı: Gazete Vatan
İLGİLİ HABERLER
İlgili Haberler
|